1. Sınırda Karbon Düzenlemesine Neden İhtiyaç Duyulmuştur?

Avrupa Birliği (“AB”) hali hazırda kendi içerisinde faaliyet göstermekte olan üreticilerin karbon emisyonlarını, karbon fiyatlandırma mekanizmaları aracılığı ile regüle etmekte ve karbon vergisi uygulamaktadır. Bu durum karbon emisyonlarının azaltılması noktasında tam anlamda efektiflik sağlayamamış ve üretimin AB ülkeleri dışında emisyonların regüle edilmediği diğer ülkelere kaymasına, yani karbon kaçaklarının oluşmasına sebebiyet vermiştir. Üretimin kayması AB içindeki üretimin azalmasına ve dolayısıyla ekonominin olumsuz etkilenmesi sonucunu doğurmuştur.  AB içerisinde yer alan Emisyon Ticaret Sistemi (“ETS”) ve karbon vergisi gibi karbon fiyatlandırma mekanizmaları karbon emisyonlarının azaltılması için kilit rol oynarken, diğer tarafta bu mekanizmaların hiç olmadığı veya AB içerisindeki kadar katı biçimde uygulanmadığı ülkelerdeki üreticiler lehine bir rekabet avantajı doğması gibi istenmeyen bir yan etkiye sebebiyet vermiştir. AB, şimdiye dek bu sorunla mücadele etmek adına farklı yollar denemiş olsa da, bunlar AB içi üreticilerin, AB dışındaki üreticilerle rekabet etme noktasında yaşadığı dezavantajları giderememiştir. Bu itibarla, AB tarafından Sınırda Karbon Düzenlemesi’nin (“SKD”) regüle edilmesi ile başta karbon kaçakları olmak üzere, AB içerisinde faaliyet gösteren ticari aktörlerin rekabet etme konusunda maruz kaldığı dezavantajların giderilmesi, iklim hedeflerinin sıkılaştırılması, karbon emisyonlarının azaltılması noktasında AB kadar sıkı düzenlemeler öngörmeyen diğer ülkelerin de iklim nötr olma gayesine yönlendirilmesi hedeflenmiştir.

  1. Sınırda Karbon Düzenlemesi Nedir? Sınırda Karbon Düzenlemesi Hangi Sektörleri Kapsamaktadır?

SKD, AB’deki üreticilerin karbon mevzuatları zayıf olan veya bu konuda hiçbir düzenlemesi olmayan ülkelere yönelmesinin önüne geçilmesi ve AB’deki üreticilerin haksız rekabetten koruması için “karbon kaçağı riski olan” ürünlerin AB pazarına ihraç edilirken içerdiği karbon yoğunluğuna göre vergilendirilmesini hedefleyen bir mekanizmadır. SKD, AB Komisyonu (“Komisyon”) tarafından AB dışı ithalatçıların AB içerisindeki ETS ile bağlantılı olan karbon fiyatı havuzundan, ithal edecekleri ürünlerden kaynaklanan karbon emisyonlarını karşılayacak düzeyde karbon hakkı satın alması sureti ile regüle edilmiştir. AB bu sayede hem ekonomisini hem de iklim krizi ile mücadele konusundaki hedeflerini olumsuz etkileyen karbon kaçaklarını da önlemek istemektedir.

Teklif edilen SKD şimdilik çimento, elektrik, gübre, demir-çelik ve alüminyum sektöründe üretilen ve AB içerisine ithal edilen ürünleri kapsamaktadır. Bu bağlamda, sayılan bu sektörlerde faaliyet gösteren üreticiler, AB’ye yapacakları ithalatlarda SKD Sertifikalarını almaları ve AB içerisindeki ETS’de işlem gören karbon fiyatı üzerinden ücretsiz tahsisatları satın aldıklarını belgelemek zorunda olacaktır. Ancak teklifin Ek-2’sinde yer alan B bölümünde elektrik ithalatının SKD’den muaf tutulmasına ilişkin bazı şartlar öngörülmüştür. Zira elektrik sektörünün karbon emisyonlarının ölçülmesi oldukça karmaşık temellere dayanmakta olup, ithalatçılar tarafından verilecek beyanların AB içerisindeki metodolojiden farklı esaslarla hazırlanmış olması durumunda ticarette birtakım aksaklıkların yaşanması oldukça muhtemeldir. Elektrik sektörünün SKD’den muaf tutulabilmesi için ön şart ilgili ülkede veya bölgede bir elektrik piyasasının bulunuyor olmasıdır. Diğer şart ise, üçüncü ülke veya bölgede bulunan bu elektrik piyasasının AB içerisinde yer alan elektrik piyasasına piyasa birleştirme yolu ile entegre edilmiş olmasıdır. EK-2, Bölüm B’de muaf tutulan ülke ve bölgelere ilişkin herhangi bir liste belirtilmemiş olmakla beraber, sayılan bu şartları haiz olan ve 2050 yılına kadar iklim nötr olma hedeflerini taahhüt etmiş olan ülkeler bu muafiyetten yararlanabilecektir. SKD şimdilik sadece doğrudan emisyonlara uygulanmakta olup, düzenlemenin uyum aşamasının tamamlanması akabinde dolaylı emisyonların da SKD kapsamına alınması beklenmektedir. Dolaylı emisyonlar, bir ürünün üretim süreçlerinde elektrik, su buharı ve ısı gibi enerji kaynaklarının kullanımından kaynaklanan emisyonlardır. Bu emisyonlar teklif edilen metin uyarınca SKD kapsamı dışında tutulmuştur. SKD tek taraflı bir uygulama olup, AB dışında yer alan ve AB kadar sıkı iklim regülasyonlarına sahip olmayan ülkelerin, bu hususta daha iddialı olmak ve iklim nötr hedeflerini sıkılaştırmak adına bir yarışa girmeye yönlendirmektedir.

  1. Sınırda Karbon Düzenlemesi Nasıl Uygulanacaktır?

Komisyon tarafından 14 Temmuz 2021 tarihinde teklif edilen SKD’nin, AB Parlamentosu ve AB Konseyi arasında gerçekleştirilecek müzakereler doğrultusunda uzlaşı ve onaylama sürecinin tamamlanması akabinde 1 Ocak 2023 tarihinde yürürlüğe girmesi öngörülmektedir. Komisyon Çalışma Grubu tarafından yayınlanan çalışma belgesi doğrultusunda da açıkça belirtildiği üzere, Türkiye SKD’nin uygulamalarına en fazla maruz kalacak üçüncü ülkelerin başında yer almaktadır. Tüm bu veriler, ülkemizde yer alan siyasi ve ticari aktörleri SKD’nin uygulanabilirliği hususunda belirli aksiyonlar almaya ve bu yeni regülasyona uyum sağlamaya yönlendirmektedir. Peki SKD’nin uygulaması nasıl olacaktır? SKD kapsamında ithalatçılar veya temsilcileri, AB gümrüklerine ithal ettikleri ürünleri bildirmekle yükümlü olacaktır. Bu bildirim Ulusal Otorite tarafından beyan vermeye yetkilendirilmiş “Yetkili Beyan Sahibi“ tarafından gerçekleştirilebilecektir. Bu yetki sayesinde Yetkili Beyan Sahipleri, her yılın 31 Mayıs gününe kadar Ulusal Otorite’ye;

– Bir önceki takvim yılında ithal edilen ürünlerde bulunan sera gazı emisyonlarının miktarını ve

– Bu emisyonları karşılayacak SKD sertifikası sayısını (Her bir sertifika 1 ton karbon emisyonuna denk gelmektedir),

bildirmekle ve bildirdikleri emisyonları karşılayacak sayıdaki SKD Sertifikasını Ulusal Otorite’ye teslim etmekle yükümlüdür. Ulusal Otorite, Komisyon tarafından kurulacak olup, Yetkili Beyan Sahipliği başvurusu da kurulacak bu otoriteye yapılacaktır. SKD Sertifikaları doğrudan Ulusal Otoriteden satın alınacak olup, Yetkili Beyan Sahipleri her takvim yılı çeyreğinde, o döneme kadar satın almakla yükümlü oldukları sertifikalarının en az %80’ini satın almış olduklarını temin etmekle yükümlüdür. Sertifikaların fiyatları, Ulusal Otorite tarafından satıştan önceki haftanın AB ETS içerisindeki karbon fiyatının ortalaması üzerinden hesaplanarak, satışa çıkartılacaktır. Satın alması gerekenden daha fazla sertifika satın almaları halinde, Yetkili Beyan Sahipleri yıllık sertifika teslimlerini tamamladıktan sonra, fazla sertifikaların 1/3’üne kadar geri ödeme talep edilebilecektir. SKD kapsamında, AB içerisindeki ETS’nin aksine, AB dışında yer alan ithalatçıların SKD Sertifikaları arasında işlem görebilecek bir piyasa kurulmayacaktır. Dolayısıyla, SKD Sertifikası sahipleri satın almış oldukları bu sertifikaları birbirleri arasında ticarete konu edemeyeceklerdir. İthalatçılar tarafından fazladan satın alınmış olan ve Ulusal Otoriteye geri iade edilmeyen SKD Sertifikaları, bir sonraki takvim yılı içerisinde kullanılmak üzere bankaya yatırılabilecektir. Ancak bir sonraki yıl içerisinde bankaya yatırıldığı halde kullanılmayan sertifikalar iptal edilecek veya iade edilecektir. Komisyon bu sayede, ithalatçıları ödeme yapmaya ve SKD Sertifikalarını daha düşük fiyat üzerinden alıp saklamalarını önlemeyi hedeflemektedir. Teklif kapsamında verilen ücretsiz tahsisat hakları, 2026 sonuna kadar sürecek olan geçiş dönemi boyunca sabit kalacak ve 2026 yılından itibaren %10 oranında azaltılacaktır. İthalatçılar, finansal ödeme güçlerini, son 5 yıl içerisinde herhangi bir gümrük veya vergi cezası ile ciddi bir piyasa suistimali veya adli bir ihlalde bulunulmadığına dair kanıt sunmak zorundadır. Buna ek olarak, Ulusal Otorite tarafından gerekli görülen hallerde finansal güvenliği ortaya koyacak ek yükümlülükler de talep edilebilecektir.

  1. Karbon Emisyonları Her Bir Ürün Özelinde Nasıl Hesaplanacaktır?

AB, Yetkili Beyan Sahipleri tarafından bildirilecek emisyonların, diğer ülkelerde yer alan farklı ölçüm birimleri nedeni ile karışıklık yaratmaması ve birim farklılıkları dolayısı ile farklı muameleler ile karşılaşılmaması adına beyan verilirken uyulması gereken bir metodoloji belirtilmiştir. Buna göre, elektrik sektörü kapsamında AB içerisine ithal edilecek ürünler megawatt/saat cinsinden, diğer ürünler ise metrik sisteme göre ton cinsinden bildirilmelidir. Bu ürünler için harcanan emisyon miktarının megawatt/saat veya ton ile çarpılması ile Yetkili Beyan Sahibi tarafından Ulusal Otorite’ye bildirim gerçekleştirilecektir.  Ürünlerin karbon emisyonları ithalatçı tarafından hesaplanacak olsa da bu hesaplama yükümlülüğünün hiç veya gereği gibi yerine getirilmemesi ihtimallerine karşılık olarak Komisyon tarafından her ürün için varsayılan bir değer oluşturulacaktır. Özellikle ithal edilen elektrik bakımından yapılacak emisyon hesaplaması karışık olabilecektir. İthalatçı kabul edilebilir şekilde bir emisyon hesabı sunamadığı takdirde belirlenmiş varsayılan değer üzerinden SKD’ye tabi tutulacaktır. Varsayılan değerleme, benzer süreçler için AB bölgeleri içindeki en kötü performans gösteren %10’a göre ayarlanacaktır. AB dışı ülkelerde yer alan verimli üreticiler, varsayılan değerleme yerine, ürünlerde bulunan emisyonların ölçülmesini talep edecektir. Ancak ithalatçılar, üretim süreçlerinden kaynaklanan karbon emisyonlarını akredite kuruluşlarca onaylatmadıkça sundukları hesaplamalar Ulusal Otorite tarafından kabul edilmeyecektir. Bu kapsamda, Komisyon tarafından teklif edilen tasarıda üreticiler tescil edilmek için Komisyon’a başvurmakta ve bu tescil başvurularının kabulü halinde 5 yıl boyunca mallarının emisyonlarının hesaplanması konusunda doğrulama sağlanmaktadır. Önemli bir başka husus ise, uyum süresince dolaylı emisyonların rapor edilmesi gerekliliğidir. Birden fazla üye devlete ithalat yapan ithalatçılar, ilgili Ulusal Otoritelerden birine raporlama yapabilecektir. Bu raporlama, üç aylık bazda gerçekleştirilecektir. Ticaretteki aksaklıkları önlemek ve ithalatçıların yükünü azaltmak adına bu şekilde hafif bir raporlama rejimi öngörülmüştür. Ancak SKD ve karbon kaçaklarını önleme konusundaki yaptırımlar, 2026 yılına kadar tam olarak yürürlüğe girmeyecektir.

  1. Sınırda Karbon Düzenlemesi’ne Uyum Süreci Nasıl İşleyecek?

SKD kapsamında, 1 Ocak 2023’ten itibaren ithalatçıların ilgili malları ithal ettiklerine dair raporlama yükümlülüğüne geçiş hükümleri, hafif şekilde uygulanacaktır. Bu yükümlülük uyarınca, ithalatçıların ithal edilen ilgili malların toplam hacimlerini ve ilgili emisyonları ve menşe ülkesinde ödenen herhangi bir karbon fiyatını Ulusal İthalat Otoritesi’ne bildirmeleri gerekecektir. SKD’nin tam olarak uygulanacağı dönemden farklı olarak, geçiş döneminde dolaylı emisyonlar bildirilecektir.

Bir ithalatçı, farklı üye devletlere ithalat yaptığı durumlarda, ilgili Ulusal Otoritelerden herhangi birine rapor verebilecektir. Raporlamalar, her takvim yılı çeyreğinde yapılacaktır. Bu başlangıç raporlama rejimi, ilk olarak ithalatçılar üzerindeki yükü hafifletmek ve ticaretteki büyük aksaklıkları önlemek için uygulanmaktadır.

Geçiş dönemi boyunca, her ithalat için basitleştirilmiş bir ödeme ve varsayılan değer uygulanacağı öngörülmektedir. Böyle bir verginin neden olabileceği yönetimsel sorunlar göz önüne alındığında, yayınlanan teklifteki raporlama yükümlülüğü, ithalatçılar için başlangıç adımı olarak görülmektedir.

  1. Sınırda Karbon Düzenlemesi’nin Öngördüğü Yaptırımlar Nelerdir ve Bu Yaptırımlardan Kaçınmak Mümkün Müdür?

İthalatçılar tarafından, öngörülen süre içerisinde yeteri kadar SKD Sertifikasını teslim etme yükümlülüğünü yerine getiremeyen ithalatçılar hakkında, eksik teslim edilen her sertifika başına 100,00.-EUR para cezası uygulanması öngörülmektedir. Söz konusu ceza AB içerisindeki üreticilere uygulanan ceza ile eşdeğer olup, Dünya Ticaret Örgütü tarafından benimsenen eşitlik prensiplerine de uygun olması bakımından yerinde bir uygulama olmuştur. Günümüzde, AB ETS piyasasında bir ton karbon fiyatının 50,00-EUR civarlarında değişken bir fiyat eğrisi sergilediği göz önüne alındığında, SKD Sertifikalarının satın alınması ithalatçılar için çok daha makul olacaktır. Bununla birlikte, AB dışı üreticiler tarafından AB içerisine ithal ettikleri üründe bulunan karbon emisyonunun kendi ülkelerinde karbon fiyatlandırma mekanizmaları kapsamında regüle edildiğinin ispat edilmesi halinde, ithalatçılar, SKD Sertifikalarını teslim etme yükümlülüklerinde indirim yapılmasını ve teslim edilmesi gereken toplam sertifika sayısının azaltılmasını talep edebileceklerdir. Bu durum, AB dışında yer alan ve emisyonları herhangi bir karbon fiyatlandırma mekanizması kapsamında regüle etmeyen ülkelere de benzer tarzda uygulamaları hayata geçirmeye yönlendirmektedir. Zira, AB tarafından yayınlanan teklifte, SKD kapsamında elde edilecek gelirlerin büyük bölümünün AB bütçesine aktarılacağı ve Covid19 salgını dolayısı ile yaşanan zorlukların giderilmesinde ve dijital ve yeşil dönüşümlere yatırım yapılmasında kullanılacağı belirtilmiştir. Bu yatırımların finanse edilebilmesi süreçlerinde AB’ye piyasalardan 750 milyar Euro’ya kadar finansman sağlanabilecektir. Dolayısıyla, ülkeler kendi üreticilerinin ödeyeceği karbon fiyatının AB yerine kendi ülkeleri içerisinde regüle edilmesi noktasında bir yaklaşım sergileyecektir. Türkiye de, AB tarafından 14 Temmuz 2021 tarihinde yayınlanan bu yeni düzenlemeler doğrultusunda uyumun sağlanması adına gerekli çalışmaların yapılacağı Resmi Gazete’de yayınlanan 2021/15 sayılı Cumhurbaşkanı Genelgesi ile duyurmuştur. SKD’nin tam anlamda uygulamaya konması ile AB, diğer ülkelerle sektörel bazlı anlaşmalar yaparak bu ülkelerde yer alan karbon fiyatlandırma mekanizmalarının SKD uygulamasında hesaba katılmasının önünü açabilecektir. Ancak AB içerisinde yer alan mekanizmalar ile uyumlu olmayan ülkelerle yapılacak anlaşmalar, kullanılan yöntem ve metodoloji farkı ve sistemlerin karmaşıklığı gibi etmenler dolayısıyla birtakım zorluklar ortaya çıkarabilecektir. Her sistemde olduğu gibi bazı ithalatçılar tarafından SKD uygulamalarından kaçınmak adına ürünlerin veya ticaret düzenlerinin değiştirilmesi gibi yollara başvurulması muhtemeldir. Bu noktada Komisyon, kendiliğinden yapacağı inceleme ve araştırmalar neticesinde SKD kapsamındaki yükümlülüklerin kapsamını arttırabilecek ve modifiye edilmiş ürünleri de SKD kapsamına dahil edebilecek ve bu sayede çeşitli yöntemlerle SKD kapsamında düzenlenen sektörler dışında bırakılmaya çalışılan ürünlerin de regüle edilmesi sağlanabilecektir.

  1. Sınırda Karbon Düzenlemesi’ne Getirilen Değerlendirmeler?

Tek taraflı bir uygulama olan SKD’nin küresel etkisi göz önüne alındığında, Komisyon’un yasama önerisi resmi olarak yayınlanmadan önce tartışılmaya başlanması şaşırtıcı değildir. Özellikle, gelişmekte olan ülkeler için SKD’den muafiyetlerin söz konusu olması için herhangi bir teklif bulunmamaktadır ve bu tartışmaların en temel kaynağı olmaktadır. “BASIC Ülkeleri” (Brezilya, Güney Afrika, Çin ve Hindistan), SKD’yi ayrımcı ve Paris Anlaşması’nda ifade edilen farklı ulusal standartlardan, eşitlik ilkeleri ve ortak ama farklılaştırılmış sorumluluklar bakımından eleştirmiştir.

Amerika Birleşik Devletleri İklim Elçisi John Kerry, ticaret üzerindeki potansiyel etkileri göz önüne alındığında SKD’nin yalnızca son çare olarak uygulanması gerektiğini ve COP 26’dan önce uygulanmaması gerektiğini ifade etmiş olsa da, Biden yönetimi SKD’ye benzer sınırda karbon vergisi uygulamalarının değerlendirildiğini duyurmuştur. Benzer şekilde, Birleşik Krallık hükümeti, AB ve Birleşik Krallık’ın benzer iklim hedefine sahip olduğunu kabul ederek, kendi ülkelerinde de bir SKD’nin uygulamaya konulmasını düşünmektedir.

AB içerisinde de SKD’nin uygulanabilirliği ve etkinliği konusunda farklı görüşler yer almakta olup, AB Parlamentosu, Demir-Çelik Sektörü Dernekleri ve Almak Endüstrileri Federasyonu tarafından SKD’nin uygulamaya konulması desteklenirken, AB Alüminyum Endüstrisi Derneği, düzenlemenin fazla karışık olmasından dolayı uygulamada sıkıntılar yaşanabileceği endişesini dile getirmiştir.

Sonuç olarak, SKD’nin nihai şeklini belirleyecek olan merci Avrupa Parlamentosu ve üye devletlerdir. Bu nedenle Komisyon’un teklifini değiştirmeye yönelik lobi çalışmalarının bu kurumları hedef alması gerekecektir.

  1. Dünya Ticaret Örgütü Prensipleri’nin Sınırda Karbon Düzenlemesi’ne Etkileri Nelerdir?

AB tarafından 2012 senesinde havacılık sektörünü kapsayacak bir SKD oluşturulması teklif edilmiş; ancak bu teklif başta Brezilya, Çin ve Hindistan başta olmak üzere uygulamanın Dünya Ticaret Örgütü (“DTÖ”) prensip ve kurallarına aykırılık teşkil ettiğinin öne sürülmesi dolayısıyla reddedilmiştir. 14 Temmuz 2021 tarihinde teklif edilen SKD’nin, DTÖ kurallarının temel taşlarından olan “En Çok Tercih Edilen Ülke” ve 1994 tarihli Gümrük Tarifeleri ve Ticaret Genel Anlaşmalarının “Tarifede İmtiyaz” hükümlerine aykırılık teşkil edeceği yönünde çekinceler ve itirazlar bulunmaktadır. Sayılan bu yükümlülükler uyarınca, SKD düzenlemesinin, AB dışından ithal edilen ürünlerin, AB içerisinde üretilen ürünlere kıyasla daha az tercih edilebilir ve daha az elverişli işleme maruz bırakılmaması gerekmektedir. Bu bağlamda AB, SKD kapsamındaki ürün ve üreticilerin tamamına, AB içerisinde yer alan üreticilerin tabi tutulduğu karbon fiyatı üzerinden fiyatlandırmaya tabi tutacak olup, eşit davranma yükümlülüğüne uygun hareket etmiştir. AB tarafından yayınlanan DTÖ prensiplerine uyum belgesinde, SKD’nin ithalatta vergi ve dayatma öngörmesinin yanı sıra vergi indirimlerinin de sağlanabileceği belirtilmektedir. AB tarafından SKD’nin bir ihracat sübvansiyonu olmadığı ve AB içi üreticilere bir muafiyet yaratmadığının altı özellikle çizilmekte ve bununla beraber, AB içi üreticilerin SKD kapsamı dışında tutulmasının bir tür indirim veya “tahsil edilmeyen vergi” gibi finansal katkı sağlamadığı ifade edilmektedir. Zira, SKD kapsamındaki sektörlerde faaliyet gösteren AB içi üreticilerin, AB’nin karbon fiyatlandırma mekanizmaları kapsamında aynı mali yükümlülüklere tabi tutulduğu belirtilmiştir. İhracat sübvansiyonları açıkça DTÖ tarafından “Sübvansiyonlar ve Telafi Edici Önlemler Anlaşması” kapsamında yasaklanmış olduğundan, SKD’nin bir ihracat sübvansiyonu sağlamıyor olması gerekmektedir. İhracat ve ithalat uygulamalarında sınırın ayarlanması, “Sübvansiyonlar ve Telafi Edici Önlemler Anlaşması” uyarınca bir hak olup, SKD’nin bu bağlamda DTÖ kurallarına bir aykırılık teşkil etmediğini ifade etmek gerekmektedir. Dolayısı ile teklif edilen SKD’nin yerine getirmesi oldukça zorlu olan ayrımcılık yasağı prensiplerine başarılı bir şekilde uyumlu olduğu belirtilmelidir. Özellikle SKD Sertifikalarının AB ETS piyasasında işlem gören ton karbonun kapanış fiyatlarının ortalaması üzerinden satılması, AB içindeki ve AB dışındaki üreticilerin farklı fiyatlandırmalara tabi tutulmasını önleme noktasında yerinde bir uygulama olmuştur. Buna ek olarak, kendi ülkelerinde bir karbon fiyatlandırma mekanizmasına tabi tutulan üreticiler, SKD Sertifikalarından bu uygulamalar düzeyinde azaltım yapılmasını talep edebilmektedir. Bu sayede, kendi ülkelerinde karbon fiyatlandırma mekanizması bulunan üçüncü ülke üreticileri SKD’nin yaptırımlarına daha az maruz kalacaktır. Ancak, karbon fiyatlandırması dışındaki uygulamalar doğrultusunda karbon emisyonu azaltım politikası öngörülmesi halinde, bu politikalar SKD kapsamında bir azaltım sağlamayacaktır. Bu hususun DTÖ prensiplerinden ayrımcılık yasağına aykırılık teşkil edip etmeyeceğine ilişkin itirazların öne sürülmesi muhtemel olsa da, şimdilik böyle bir durum söz konusu değildir. Ayrımcılık yapmama yasağının ihlali olarak sayılabilecek uygulama ise, SKD kapsamında bazı ülke üreticilerinin muaf tutuluyor olmasıdır. Zira, teklif edilen SKD, İzlanda, Norveç, İsviçre ve Lihtenştayn’ı düzenlemeden muaf tutmaktadır. Muaf tutulan bu ülkelerden İzlanda, Lihtenştayn ve Norveç, AB ETS’sine dahil olup, İsviçre ise, AB ETS’sine bağlı bulunan kendisine ait ayrı bir ETS’ye sahiptir. Komisyon, bu ülkelere sağlanan muafiyeti, bu ülkelerde en az SKD ile uygulanacak kadar sıkı karbon fiyatlandırmalarının bulunuyor olması ile açıklamıştır. Ancak bu husus “eşdeğerlik” ölçütünün hangi temellerle belirlendiği noktasında bir ikilem yaratmaktadır. AB içerisindeki ETS’deki karbon fiyatından daha yüksek fiyatı uygulayan ancak AB ETS’si ile bağlantılı olmayan bir ETS’ye sahip ülkeler için durum nasıl olacaktır? Veya ETS bulunmamakla beraber, AB içerisindeki karbon fiyatından daha yüksek fiyattan karbon vergisi uygulanan ülkelerin “eşdeğerliği” nasıl belirlenecektir? Bu bağlamda, gelişmiş üçüncü ülkeler ve daha az gelişmiş ülkelerin Paris Anlaşması ile benimsendiği üzere farklılaşmış sorumluluklara tabi tutulması daha uygun olabilecektir. Düşük gelirli ülkeler lehine SKD uygulamasında farklılaştırmaya gidilmesi hem DTÖ prensiplerine uyum sağlanması hem de siyasal tepkilerin azalması noktasında daha yararlı olabilecektir. SKD, AB tarafından iklimle mücadele ve yeni ekonomik düzenin oluşturulmasına hizmet eden oldukça yenilikçi bir uygulamadır. Bu bağlamda bu yeni düzenlemeye ilişkin çekincelerin ve eleştirilerin bulunması gayet olağandır. SKD’nin DTÖ kuralları ile tutarlılığı yasama ve uygulama süreçlerinde daha net belirlenecektir. Ancak teklif metni kapsamında, küresel iklim krizi ile mücadele arayışında bir araç olan SKD’nin uygulanmasında Paris Anlaşması’nda ve DTÖ kurallarında olduğu gibi uluslararası bir çerçevede görüşülüp müzakere edilmesi ve tüm ulusların yargı mercileri ile iş birliğine dayalı bir regülasyonun ortaya konulması daha sağlıklı olacaktır. Aksi halde küresel anlamda emisyonların azaltılması ve küresel karbon nötr hedeflerine ulaşılması mümkün olmayacaktır.

  1. Sınırda Karbon Düzenlemesi COP26 Zirvesini Ne Yönde Etkileyecek?

SKD’nin COP 26’da gerçekleştirilecek tartışmalarda müzakerecileri potansiyel olarak en az iki ayrı görüşe ayıracağı beklenmektedir. Bunlar;

  • SKD’nin potansiyel olarak üçüncü ülkelerin iklim hedeflerini artırmaya ve Paris Anlaşması’nın 4. maddesi uyarınca Ulusal olarak belirlenen katkılarını güçlendirmeye itmesi,
  • AB’nin karbon fiyatını, kapsadığı ürünlerle ilgili olarak dünyadaki tüm ticaret ortaklarına etkili bir şekilde uygulanmasıdır.

İngiltere COP26 Başkanlığı, ulusal katkıların güçlendirilmesinin COP26’nın kilit bir hedefi olacağını açıkça belirtmiştir.Paris Anlaşması özellikle karbon fiyatlandırması sağlamasa da 6. madde uyarınca öngördüğü piyasa mekanizmaları ile küresel bir karbon fiyatlandırma mekanizmasının geliştirilmesine yardımcı olabilecektir. COP26 toplantısında bu mekanizmalar üzerinde önemli bir ilerleme sağlanması beklenmektedir. Ek olarak, güçlü bir küresel karbon azaltma çabasının küresel bir karbon fiyatı gerektirdiği ve aslında Uluslararası Para Fonu’nun (“IMF”) küresel bir karbon fiyatlandırma düzenlemesinin nasıl çalışabileceğini araştırdığı iddia edilmektedir. Son olarak, iklim hareketine daha küresel boyutta çözümler bulunurken, bu çözümlerden en temelinin küresel bir karbon fiyatlandırması olduğu aşikardır. Haziran 2021 G7 Tebliği’nde aşağıdaki açıklama yer almaktadır:

“Karbon fiyatlandırması için bir dizi politika kolunun en iyi şekilde kullanılmasıyla, emisyon seviyelerinde maliyet etkin düşüşleri teşvik etmek, yeniliği teşvik etmek ve net sıfıra dönüşümü sağlamak için yüksek bütünlük karbon pazarlarının ve karbon fiyatlandırmasının potansiyelini kabul ediyoruz. Ekonomilerimizin karbonsuzlaşmasını hızlandırmak ve net sıfır küresel emisyon için adil ve verimli bir karbon fiyatlandırma yörüngesinin oluşturulmasına yönelik önemlerinin altını çiziyoruz.”

  1. Bundan Sonraki Adımlar Nelerdir?

Teklif şimdi olağan yasama prosedürüne göre kabul edilmek üzere Avrupa Parlamentosu ve Konseyi’ne gönderilecektir.Parlamento ve Konsey’in anlaşmaya varması için gereken süreyi tahmin etmek zor olsa da teklifin son derece tartışmalı doğası ve karmaşıklığı göz önüne alındığında iki yıl veya daha uzun sürmesi kuvvetle muhtemeldir.

Yukarıda ifade edildiği gibi, kurumlar arasındaki potansiyel bir anlaşmazlık alanı, enerji yoğun sektörlerin SKD’nin yürürlüğe girmesinden sonra dahi ETS kapsamında ücretsiz ödenekler almaya devam etme imkanlarıdır. Bu husus, Mart 2021’de yasama öncesi raporun kabul edilmesinden önce Parlamento’da yoğun bir şekilde tartışılmıştır.

Komisyon, SKD’nin yürürlüğe girdiği anda doğrudan uygulanacağı anlamına gelen bir AB düzenlemesi şeklinde olmasını ve SKD’yi yürürlüğe alan üye devletlere bağımlı olmamasını önermiştir.

SKD’nin kapsadığı sektör, ticari hacim ve bu uygulamaya maruz kalacak ülke sayısı göz önüne alındığında, oldukça yeni ve farklı bir uygulama olan SKD’nin Parlamento ve Konsey arasında gerçekleştirilecek onay ve uzlaşı müzakerelerine olan ilgiyi arttıracağı aşikardır.